Yorgun geçen, haftanın ilk gününün sonunda İstanbul’un göreceli sakin trafiğinden istifa ederek evime doğru yol alıyor, bir yandan da Beşiktaş’ımın yapmış olduğu maçın sonucunu merak ediyordum. Gerçi yola çıkmadan önce Çaykur Rize Spor’un 1 farkla önde olduğunu öğrenmek biraz canımı sıksa da, maçın sonunda Beşiktaşım’ın galibiyeti alacağına güvenim tamdı. Gerçi maçın hakeminin Hüseyin Göcek olması beni endişelendirmiş olsa da Beşiktaş’ım hem hakemi, hem de rakibini yenebilecek güçteydi.
Aslına bakarsanız yolda giderken her sene aşikar olduğumuz tablonun yaşanacağını tahmin ediyordum. Türk Futbol’un tarafsız (!) hakemleri Beşiktaş’a haddinden fazla objektif olacaktı ve sezon sonu öğündüğümüz tek şey onurlu duruşumuz olacaktı!
Yolda radyo kanallarını kurcalarken maça dair bilgiler almak için, spor programı yapılan bir radyo kanalında Beşiktaş’ın beraber kaldığını öğrenince biraz üzüldüm. Gerçi yenilmektense beraber kalmak daha iyiydi diye düşünürken, maçın hakeminin 3 penaltıyı es geçtiğini öğrenince iyice sinirlenmiştim.
Eve varır varmaz televizyonu açıp, maçın özetini izlemek istedim. Aslına bakarsanız, karşılaşacağım şeyi tahmin etmiştim, ancak, hakem de vermiş olduğu kararlarda haklı olabilirdi.
Evimin olduğu sokağa geldiğimde, her zaman olduğu gibi önce park edecek bir yer aradım. Uzun bir uğraş sonucunda park edecek bir yer bulamadım ve iki sokak yan tarafa aracımı park ettim. Arabadan inip öz sokağıma doğru giderken karanlık sokakta maçın hakemi ile ilgili orijinal besteler geçiyordu içimden.
Evime vardığımda hemen televizyonun kumandasını aradı gözlerim. Bir türlü bulamıyordum TV kumandasını! Maçın özetini kaçırmamak adına anneme kumandanın yeri sorduğumda otuz küsur yıldır aldığım cevabı almak beni şaşırtmamıştı. Cevap çok basitti: Orada!
Evde kaybolan bir şeyi anneme her soruşumda aynı cevabı alıyordum ve Oranın neresi olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu!
Salonun ortasında uzaktan kumandayı ararken, kanepelerin altından tutun da çekmecelere kadar her yeri didik didik ettim, fakat bulamadım. Tam umudumu yitirecektim ki kanepe köşesi ile minder arasına sıkışmış kumandayı buldum. Genelde kumadalar hep o aralığa sıkışıyorlar galiba.
Uzaktan kumandayı bulmanın vermiş olduğu mutluluğum çok da uzun sürmedi. Açma tuşuna basmama rağmen, TV çalışmıyordu bir türlü. Hemen prizleri kontrol ettim. Bir sorun yoktu. Sonra elimdeki kumandanın pillerini kontrol ettim. Acaba piller mi bitmişti?
Hemen pratik bir çözüm bulup, kalem pilleri ısırıp tekrar denediğimde yine hayal kırıklığına uğramıştım. Kumanda bozulmuştu!
Mecburen TV’nin üzerindeki tuşlardan kanalları ayarlamaya çalıştım ve gerçeği söylemek gerekirse zaman içerisinde küçük bir yolculuk yaptım. Yaklaşık 20 yıl önce kanalları değiştirmek için TV’nin yanına gidiyordum! Bu hazin tablomda insanlık adına yapılmış en büyük icadın uzaktan kumanda olduğunu düşündüm bir anda!
Acaba uzaktan kumandayı bulan mucit nasıl biriydi? Amacım genel kültür testi yaparak soru sormak değil. Ya da sizlere bilmediğiniz bir bilgiyi vererek şaşırtmak da değil! Gerçekten merak ediyorum uzaktan kumandanın mucidini.
Bana göre uzaktan kumandayı bulan mucit dünyanın en tembel adamıydı! Tembellik ve icat bize biraz tezat gelebilir belki ama içimdeki his mucidin tembel biri olduğu yönünde
Bu cihazı bulan mucidin, uzandığı kanepeden kalkıp TV kanallarını değiştirmemek için adına bu icadı bulduğunu düşünüyorum. Uzaktan kumandayı bulan mucide ait resim bulamadığımdan dolayı aşağıda yer alan temsili fotoğrafı sizler ile paylaşmak istedim.
Uzaktan kumandanın yokluğunda TV seyretmek gerçekten de zulüm gibi geliyordu. Benim gibi tembel birinin sürekli TV’nin yanında durup manuel zaping yapması pek keyifli değildi.
Birkaç kanal değişikliğinden sonra Türk Hakem Camiasının yüz akı Hüseyin Göcek’in Beşiktaş’ın üç penaltısını görmemezlikten geldiği maçın özetini izlerken, bu kadar da olmaz deyip, çalışmayan kumandanın kapatma tuşuna basmıştım ve TV kapanmıyordu.
Yerimden kalkıp bir hışımla TV’yi kapattım.
Beşiktaş’ın Çaykur Rize Spor ve Hakemden oluşan takımı yenememesi ve çalışmayan bir kumanda yüzünden keyfimin bölünmesi bayacağı canımı sıkmıştı!
Yatmadan önce maillerime bakmak için bilgisayarımı açtığımda, uzaktan kumandanın tarihsel gelişimi hakkında internette küçük bir araştırma yaptım.
Hayatımızı kolaylaştıran bu küçük cihaz, ilk kez 1903 yılında insanlığa tanıtılmıştı. İlk uzaktan kumandalı uçak 1935 yılında havalanmıştı. İlk kablosuz TV kumandası ise 1978 yılında kullanılmıştı.
Bu kadar açıklama üzerine tembel insan ve ÖTV arasında nasıl bir bağlantı var dediğinizi duyar gibiyim. Hemen ilişkiyi açıklayayım: Kızıl ötesi ışık ile çalışan uzaktan kumandanın tarife istatistik pozisyonu 8543.70.90.00.15 olarak belirlenmiştir. Söz konusu eşyanın ithalinde veya yurt içi tesliminde % 6,7 oranında ÖTV ödenmektedir.
Modern ve tembel insan olan bizler, TV kanalını değiştirmek için ÖTV ödemek zorundayız. Aslına bakarsanız, uzandığı kanepeden kalkmadan TV değiştirmenin lüks tüketim sayılması biraz tuhaf bir durum gibi görünebilir bize.
Kişisel göre, bu eşyadan ÖTV tahsil edilmesindeki amacın, Devletin tembelliğe karşı açmış olduğu savaş düşünüyorum!
Hakan UÇAK