Geçmiş Dönem Gümrük Vergileri

Son Güncellenme Tarihi: 21.01.2022
Mehmet Altay YEGİN

Mehmet Altay YEGİN

Gümrük Müşaviri

Yazarın Diğer Yazıları

Osmanlı İmparatorluğu, eski adı ile “Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye”. 1299 ila 1923 yılları arasında 624 yıl hüküm sürmüştür.

İmparatorluğun harici gümrük gelirleri, 16. Yüzyılın ikinci dilimine kadar devamlı hazine lehine gelişme göstermiş olmasına rağmen yabancı tacirlerin uygulamaya başladıkları yöntemler ile harici gümrük gelirleri azalmaya başlamıştır.

Önceki dönemlerde ihraç edilecek eşya iskelelere getirilmekte ve dahili gümrük vergileri yerli tüccarlar tarafından ödenmekteydi. Yabancı tüccar da %3 ihraç gümrük vergisini ödeyerek malı alıp yurt dışına götürebiliyordu.

18. Yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa’daki sanayi devriminin yarattığı hammadde gereksiniminden dolayı Avrupalı tüccarlar, daha fazla kar sağlayabilmek amacıyla bizzat kendileri gelerek İmparatorluğun ticaretine dahil oldular. Ancak dönem itibarıyla ve sözleşmeler gereği yabancı tüccarlar, Osmanlı şehir ve iskelelerinden aldığı eşya için sadece %3 oranında vergi ödediğinden, dahili ticarette alınan “Amediye” ve “Reftiye” vergilerinden muaf tutuluyordu. Bu nedenle, devlet gelirleri azaldı ve dahili ticaret de büyük zarara uğradı.

Temel olarak Osmanlı İmparatorluğu’ndaki gümrük vergileri dört gruba ayrılmaktaydı. Anılan vergiler şu adlarla şu ekonomik faaliyetlerden tahsil ediliyordu:

• Amediye: Osmanlı İmparatorluğunun sınırları içerisinde belirli yerler arasında (kara veya deniz yolu ile) nakledilen eşyadan, nakledildikleri yerlerde (malın girişinde) alınan bir vergi idi.

• Reftiye: İmparatorluğun herhangi bir yerinden diğer bir yerine nakledilen veya İmparatorluk sınırları dışına çıkarılan eşyanın çıkışı sırasında alınan bir vergi idi.

• Mastariye: Yabancı bir ülkeden Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisindeki herhangi bir şehir veya iskeleye getirilip satılan eşyadan alınan gümrük vergisi idi.

• Mürüriye (Transit Geçiş Vergisi): Osmanlı İmparatorluğu sınırları dışından ülkeye giren ve fakat içeride satılmayıp başka ülkelere gönderilen eşyadan (geçiş hakkı olarak) alınan bir vergi idi.

Sayılan vergiler bakımından Osmanlı İmparatorluğu ekonomisinin koruyucu veya merkantilist politikalar güttüğü söylenemez. Bu durum o çağda da bugün de imparatorluğun ihracat ve ithalat için farklı bir anlayışa sahip olduklarını göstermektedir.

İhracat, desteklenmediği gibi o ürüne yurtiçi talebin olduğu durumlarda yasaklanmış, ülkede ihtiyaç duyulan mallar temin edilemediği durumlarda ise ithalat, teşvik edilmiştir.

Bu politikalar Avrupa ülkelerinin merkantilist politikalar güttüğü dönemlerde de sürdürülmüştür. İç ve dış mali baskılar sebebiyle dâhili gümrük vergileri sürekli artış göstermiştir. Ancak, artışa rağmen yurtiçinde yerli üreticinin üstünlüğü “Baltalimanı Antlaşması”na kadar devam etmiştir. “Kara Ağustos” olarak da adlandırılan bu anlaşma ile yabancı ülkelere sağlanan kapitülasyonlar nedeniyle yerli üreticiler yabancılar karşısında ilk kez belirgin bir şekilde dezavantajlı bir konuma düşmüştür.

16 Ağustos 1838’de imzalanan ve “Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşması” olarak da bilinen “Baltalimanı Antlaşması”nın bazı maddeleri şunlardır:

• Yedi-vahid (tekel) sistemi kaldırıldı.

• İngiliz vatandaşları Osmanlı ürünlerini ihraç etme hakkına sahip oldu.

• Britanyalılarla olan transit ticaretten alınan vergi resmi kaldırıldı.

• İmparatorluk sınırları içinde ticaret yapan İngilizler tacirler, Osmanlı vatandaşlarından bile daha az vergi ödeyeceklerdi.

• Büyük Britanya gemileriyle gelen Britanya malları için bir defa gümrük vergisi ödendikten sonra, mallar alıcı tarafından ülke içinde veya dışında nereye götürülürse götürülsün, bir daha gümrük vergisi ödenmeyecekti.

Antlaşmanın ardından diğer Avrupa ülkeleri ile imzalanan ve Baltalimanı Anlaşması ile benzer hükümler içeren ticaret antlaşmaları sonrasında, Osmanlı Devleti’nin yerli sanayiyi ve ziraatı koruması mümkün görünmemekteydi. Çünkü haricî gümrük vergileri bu antlaşmalar ile tahsil edilemez hale gelmişti.

Yerli üreticiler bu kısıtlama ile desteklenemediğinden veya yabancı üreticilerin maliyetleri haricî gümrük vergileri ile yükseltilemediğinden, yerli üreticiler için başka bir formül arayışına gidildi. Bu kapsamda yerli üreticilerin bazıları dâhili gümrük vergisinden istisna tutularak desteklenmeye çalışıldı.

Yabancı üreticilerle rekabet etmekte zorluk çeken yerli üreticileri ve tüccarları, dâhili gümrük vergilerinden istisna tutarak destekleme girişimleri de yetersiz kalmış; yeni düzenlemelerden yerli üretici ve tüccar büyük zarar görmüştür.

İmparatorluğun yıkılmasının ardından kendi küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti ilk olarak “dışa kapalı ekonomi modeli”ni benimsemiş ve yüksek gümrük duvarları ile yerli üreticileri desteklemeye çalışmıştır. Bu bağlamda, hükümet yayımladığı iktisadi kalkınma planları doğrultusunda ihracatı teşvik ve destekleyici faaliyetlerde bulunmuş ve yerli üretimin önemini vurgulamak için okullarda bile kutlanan “yerli malları haftası” ilan etmiştir.

Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra dünya tekrar karışmış ve 2. Dünya Savaşı yaşanmıştır. Bu savaş sonrası kurulan Birleşmiş Milletlerin öncülüğünde imzalan GATT Anlaşması uluslararası ticaretin temel kurallarını koymuştur. Türkiye’nin de taraf olduğu bu ve benzeri uluslararası anlaşmalar gereği, gümrük vergisi oranları keyfi olarak artırılamamakta, ülkemizden transit geçecek eşyadan da vergi tahsil edilememektedir. Yirmibirinci yüzyıl anlayışında artık ithalat vergileri “gelir etkisi”nden öte “koruma etkisi” için yürürlüğe sokulmakta; insan sağlığını, bitki ve hayvan varlığını koruyarak biyoçeşitliliği önceleyen gümrük politikaları ön plana çıkmaktadır.

Gümrüklerden alınan vergiler de çağın gereklerine göre evrim geçiriyor, değişik gerekçelerle ve değişik adlarla da olsa yaşamını sürdürmeye devam ediyor.

M. Altay YEGİN
Gümrük Müşaviri



Kaynakça:
• Çeştepe H. ve Güven T. (2016), Osmanlı İmparatorluğunda Dahili Gümrük Vergisi İstisnaları, Cilt 16, Sayı 2.
• Kütükoğlu, Mübahat (1992) “Baltalimanı Muahedesi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi.
• Cengiz B. (2008), Klasik Dönem Osmanlı Vergi Sistemi ve Vergi Türleri, Epamat Basım Yayın Ambalaj Reklam Promosyon.
• Vefik A. (1999), Tekalif Kavaidi -Osmanlı Vergi Sistemi, Maliye Bakanlığı APK Yayın No: 1999/352.
Yorumlar
İlk Yorumu Siz Yapın
Yorumunuz
Diğer Köşe Yazıları