Beklenti Teorisi ve Davranışsal Kamu Politikalarına Etkisi

Son Güncellenme Tarihi: 17.06.2022
Atilla ŞAHİN

Atilla ŞAHİN

Gümrük Müşaviri

Yazarın Diğer Yazıları

Giriş
Ticaret Bakanlığı’nın (Eski Ekonomi Bakanlığı) “Senin Kararın mı?” “Kamu Politikası Tasarımında Davranışsal Yaklaşım” kitapçığını okuyunca, yıllar önce İktisat Fakültesinin ilk yıllarından beri kafamı kurcalayan ve aklıma yatmayan klasik iktisat teorisinin rasyonel insan kavramını sorgulayan akademik çalışmaların ortaya koyduğu tespitler önemli ölçüde kaygılarımın haklılığını ortaya çıkardı.

Kitap, esas itibariyle kamu yönetiminin amaç ve görevini oluşturan kamusal sorunların çözümünde, bu sorunların nasıl ve neden çıktığını anlamak yanında, buna yönelik politikalar üretmek için davranışsal iktisat politikalarından nasıl yararlanılacağı ve hangi politikaların uygulanmasının çözüm odaklı olduğuna ilişkin bir projeksiyon sunmaktadır. Bu politikaların geliştirilmesinde makro iktisadın bir alt dalını oluşturan ve kişi davranışlarını ekonomi, psikoloji ve nörobilim gibi disiplinlerin verilerinden hareketle, psikolojik öngörülere göre inceleyen davranışsal iktisadın çalışmalarından yararlanılmaktadır.

Ticaret Bakanlığının davranışsal iktisadın verilerinden yararlanılarak oluşturmaya çalıştığı ve ülkemizde ilk örnek uygulama olma özelliği taşıyan Davranışsak Kamu Politikaları Birimi 2017 yılında İhracat Genel Müdürlüğü bünyesinde “Daire Başkanlığı” statüsünde örgütlenmiştir. Konusunda uzman bir ekipten oluşan bu kurul, bir yandan akademi dünyası ile diğer yandan başta Birleşik Krallığın Davranışsal İçgörü Takımı (Behavioral Insights Team- BIT) olmak üzere uluslararası iyi örnek uygulama çalışmalarının deneyimlerinden yararlandığı anlaşılmaktadır.

Ticaret Bakanlığı’nın başlatmış olduğu bu yaklaşım, geleneksel kamu politikası yaklaşımını oluşturan rasyonel insan modelinden farklılık arz etmektedir. Geleneksel modelde, kamu ile muhatap olan kişiler belirlenmiş normları bilen veya bilmesi gereken kişiler olup, bu normlara aykırılıklar halinde ağır yaptırımlar uygulanmasına yönelik politikalar oluşturulmuştur. Oysa yeni yaklaşımda, bu kişilere kamu tarafından ufak bir dokunuş, ilgi, bilgilendirme ve geri dönüş mekanizması ile davranışları ve kararları hem kamu hem de kişiler lehine tezahür edebildiğini deneyimlemek ve tüm paydaşlara katkı sağlamak amaçlanmıştır.

Klasik ve Neoklasik İktisatta Rasyonel İnsan Kavramı
İktisat Fakültesinin ilk yılında okutulan “İktisada Giriş” dersinde, klasik iktisat teorisinde tüketicilerin kararlarını fayda maksimizasyonuna göre, üreticilerin ise kar maksimizasyonuna göre hareket ettikleri öğretilir. Bu teorinin baş mimarı Adam Smith, bireylerin piyasadaki davranışlarının rasyonel olduğu tezine dayalı olarak insanı “homo economicus” olarak nitelemektedir. Arz ve talebi fiyatın bir fonksiyonu olarak gören bu teoriye göre, fiyat mekanizması kanalıyla adeta görünmez bir el yardımıyla tüketicilerin fayda maksimizasyonu üreticilerin kar maksimizasyonları ile uzun vadede aynı noktada buluşurlar.

Bu suretle serbest piyasada arz ve talep dengesi piyasa aktörlerinin rasyonel kararlarına göre belirlenir. Devletin piyasaya müdahale etmediği ve ekonomik karar süreçlerinde minimal etkisinin olduğu ve bireylerin taleplerini ve karar süreçlerini etkileyen diğer faktörlerin sabit kabul edildiği (ceteris paribus) izole edilmiş bir sistem için rasyonel insan kavramı teoride doğru kabul edilebilir. Özetle klasik ve neoklasik iktisat teorisinde insanın sadece kâr ve fayda maksimizasyonuyla hareket edeceği öngörülmüştür. Rasyonel insan kavramının en önemli teorisyeni olan Adam Smith, aynı zamanda bir ahlak felsefecisi olarak kişilerin iyi bir durumdan kötü bir duruma düşmeleri halinde yaşayacakları üzüntünün, kötü bir durumdan iyi bir duruma geçtiklerinde hissettikleri mutluluktan daha büyük olduğunu da söylemektedir. Yani bugünkü statüsünü kaybetmek ile gelecekte kazanma olasılığını karşılaştırdığında kişi bugünkü kayba daha fazla önem atfetme eğiliminde olmaktadır. Bu görüş kapitalist bir ekonomide haz peşinde koşan insan ile karını maksimize etmek isteyen yatırımcının rasyonel davranan tüm piyasa aktörlerinin çıkarlarını sağlayan bir görünmez el kavramı ile çelişmektedir.

Neo-klasik iktisatçılara göre insanoğlunun sadece kâr ve fayda maksimizasyonuyla hareket edeceği öngörülmüştür. İnsanın kişilik, tutum, duygu ve düşünce gibi diğerlerinden farklılaşan özellikleri benzer olarak kabul edilmiş ya da söz konusu farklılıklar önemsenmemiştir.

Buna karşın Herbert Simon 1950’li yıllarda, insanların rasyonel seçimler yapmak için uğraşmalarına rağmen insanların karar verme süreçlerinde bilişsel sınırlılıklara sahip olduğunu göstermiştir. Simon’un araştırmalarında insanların rasyonel kararlar verme konusunda sezgilerini, duygularını kullanarak da kararlar verebildiği, bu nedenle sınırlı olarak rasyonel kararlar verdiğini göstermiştir. Diğer yandan 1970’lerde Tversky ve Kahneman’ın çalışmaları insanların karar verme sürecini basitleştirmek için belirli yollarla düşünme şekillerine ışık tutmuştur. Amos Tversky ve Daniel Kahneman tarafından bireylerin yargılarının ve düşüncelerinin bilişsel yanlılıklar (sapmalar) tarafından etkilendiği vurgulanmıştır.

Yapılan bilimsel ve akademik çalışmalar sonucu, insanoğlunun her zaman rasyonel karar veren bireyler olmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda ekonomiye farklı bir bakış açısı getiren davranışsal iktisat, bireylerin her zaman rasyonel karar vermediğini, sınırlı ölçüde rasyonel kararlar aldığı tezi savunulmaktadır.

Beklenen Fayda Teorisi
1950’li yıllarda yatırımcıların risk altında karar alma davranışlarını inceleyen Harry Markowitz, yatırımcıların rasyonel hareket ettiği ve tüm yatırımcıların risk karşısındaki davranışlarının aynı olduğu tezinden hareketle riskten kaçınma davranışı gösterdikleri belirtilir. Ancak, bu modelde yatırımcıların belirsizlik karşısındaki davranışları dikkate alınmamıştır. Risk ve belirsizlik altında kişi davranışları ise John Von Neumann ve Oscar Morgenstern tarafından beklenen fayda teorisi ile açıklanmıştır.

Beklenen fayda teorisi, yatırımcılara risk altında faydayı maksimize edecek matematiksel modeller önerir. Bu kapsamda finans analistleri tarafından geliştirilen ekonomik ölçüm metotları ile risk olasılıklarına göre yapılacak alternatif yatırımların ileride oluşacak net bugünkü değerini hesaplayan matematiksel modeller geliştirilmiştir. Bu suretle bugün yapılacak bir yatırımın gelecekteki olası riskler dikkate alınarak en optimal yatırım alternatifi ve olası getirisinin hesaplanması sağlanmaktadır. İktisatta risk altında karar vermede iki etki görülür; birincisi, riskin olma olasılığını ortadan kaldırmak, ikincisi ise gerçekleşmesi halinde etki gücünü azaltmaya yöneliktir. Beklenen fayda teorisine göre oluşturulan ve olasılık hesaplarına dayanan modeller, kişilerin davranışlarının duygularından etkilenmeden fayda optimizasyonuna göre rasyonel olarak karar verdikleri varsayımına dayanır.

Beklenti Teorisi
Beklenen fayda teorisine en önemli eleştiri, kişilerin risk ve belirsizlik altında her zaman rasyonel olarak hareket etmedikleri, risk ve belirsizlik durumlarında genelde kayıptan kaçınma davranışı gösterdikleri yönünde olmuştur. 2002 yılında Nobel İktisat Ödülü alan Daniel Kahneman’ın davranışsal ekonomi kuramına bağlı olarak oluşturulan Davranışsal Kamu Politikaları çalışmaları, 2017 yılında aynı dalda Nobel Ödülü alan Richarad Thaler ile insan odaklı davranışsal iktisat önem kazanmıştır. Davranışsal iktisat, ekonomik karar verme sürecinin açıklanmasında psikolojik öngörüleri insan davranışlarına uygulayan bir bilimsel disiplin olarak tanımlanmaktadır.

Tversky ve Kahneman’a göre kayıptan kaçınmanın ardındaki temel nokta insanların statükoya oranla pozitif ve negatif değişimlere farklı tepkiler verdiğidir. Kayıplar eşit miktardaki kazançlara oranla insanları iki kat daha olumsuz etkiler. Beklenti Teorisi insanların farklı alternatifler arasında nasıl seçim yaptığını ve farklı alternatiflerin gerçekleşme olasılığını nasıl belirlediklerini anlatır. Örneğin, kazanma olasılığı %50 olan 1000 TL için riske girmektense, mevcut durumda kendisine sunulan 500 TL’yi tercih etme davranışı daha baskındır.

Beklenen fayda teorisine göre risk altında bulunan kişiler bilgiyi rasyonel olarak kullanarak faydayı maksimize edecek rasyonel kararlar verir. Oysa gerçek hayatta risk ve belirsizlik altında bulunan kişiler her zaman karmaşık matematiksel modelleri kullanarak karar vermezler. Beklenti teorisine göre ise kişiler kayıp ya da kazanca odaklanarak kayıptan kaçınmayı önceler.

Bu teoriye göre kişiler belirsizlik altında karar alırken sezgisel ve duygusal özellikleri öne çıkar. Diğer bir deyimle rasyonel olmayan özellikleri öne çıkar. Bu durum yatırımcılar içinde geçerli olup, yatırımcıların risk karşısındaki davranışı genelde riskten kaçınma eğilimi gösterir.

Kişiler risk karşısında karar verirken kazanç ve kayıp söz konusu ise kayıptan kaçınma eğilimi gösterirler. Örneğin, gümrük idaresi tarafından uygulanan idari para cezasına karşı uzlaşma ve itiraz seçenekleri ile karşı karşıya kalan bir yatırımcı, ceza tutarına bağlı olarak uzlaşma ile sağlayacağı indirim tutarını bir kazanç olarak değerlendirirken, itiraz yoluna başvurulması halinde %90 kazanma olasılığına rağmen %10 kaybetme olasılığını dikkate alarak uzlaşmadan sağlanacak kazançtan vazgeçmek istemez. Yatırımcının risk karşındaki davranışı uzlaşma sonuçları dikkate alındığında genelde kayıptan kaçınma davranışı yönünde olduğu gözlenmektedir. İdari yargıya gidilmesi halinde %90 kazanma olasılığına rağmen itirazdan kaçınmaya neden olan durum, idari yargı sürecinin uzun sürmesinin yarattığı belirsizliklerin kişi üzerinde oluşturduğu negatif psikolojik etki olarak değerlendirilebilir.

Davranışsal Kamu Politikaları (DKP)
Kamu yönetiminin temel görevi, kamusal sorunlara çözüm üretmektir. Bunu yaparken de bu problemlerin nasıl ve neden ortaya çıktığını anlamak ve buna yönelik politikalar üretmek için uğraşmaktadır. Bürokrasi, şimdiki maliyetleri gelecek değerlerle karşılaştırırken, rasyonel ve istikrarlı fayda-maliyet analizi ile belirlemektedir. Ancak sıradan insanlar hesaplamalarını duyguların, sosyal baskının ve eksik bilgi ışığında yapmaktadır (Kasdan, D. 2018’den aktaran Kuşseven, 2022, s. 57-58).

Etkin bir politika, vatandaşlar ve kamu kurumları arasındaki karşılıklı bağımlılık ve geri bildirim mekanizmasına bağlı olduğu kadar bürokrasi içerisinde de birbirine bağlı iletişim kanallarının varlığını gerektirir. Bu zincirde her bir halka diğerine bağlı olduğu için davranışsal bir müdahalenin sadece politikanın uygulamasının bir aşamasında etkili sonuç verebilmesi oldukça zordur. Sadece zincirin tek bir halkasına odaklanmak yerine zincirin diğer halkalarının da iyileştirilmesi gerekir (Jhon, P. 2018’den aktaran Kuşseven, 2022, s. 60).

Geleneksel kamu politikası yaklaşımının insana bakışında rasyonel insan modelini esas almasıdır. Buna göre, bireyler genel olarak doğru bilgi, yerinde bir teşvik ve makul kurallar konulduğunda kendileri için en doğru tercihleri yaparlar. Geleneksel kamu politikasında soyut hukuk kurallarına dayalı olarak oluşturulmuş mevzuata dayalı standart yöntemler kullanılır. Bürokrasinin katı hiyerarşik yapısına bağlı olarak uygulayıcılar mevzuatı bireylerin faydalarına göre değil, kamu çıkarını gözetme noktasında kendilerini devletin hamisi olarak görürler.

Kitapçıkta, Davranışsal Kamu Politikalarının ilk uygulayıcılarından olduğu anlaşılan Birleşik Krallık Hükümeti Vergi ve Gümrük Dairesi vergilerin toplanmasında davranışsal öngörülerden faydalanılarak bir pilot çalışma yaptığı anlaşılmaktadır. Bu çalışmada vergi ödeyecek vatandaşlara gönderilecek mektupların içeriği değiştirilmiştir. Yöntemin en iyi yanı milyonlarca poundluk tasarrufu en az maliyetle elde etmektir. Bu yöntemle vergi mükelleflerinin değişik duygu ve davranışlarını olumlu yönde kamçılayacak ufak dokunuşlar sayesinde vatandaşlık duygusu ön plana çıkan mükellefler, vergi idaresinin herhangi bir takip maliyetine katlanmasına neden olmadan kendiliğinden vergilerini ödedikleri gözlenmiştir.

Ticaret Bakanlığında oluşturulan ‘Davranışsal Kamu Politikaları ve Yeni Nesil Teknolojiler Dairesi’ olmasının sebeplerinden biri de sadece davranışsal politikalar değil bunun yanı sıra blokzincir gibi uygulamaları da içermesidir. Blok zincir teknolojisi, birbirini tanımayan tarafların ortak bir platform üzerinden bir aracıya ihtiyaç duymadan işlem gerçekleştirebilecekleri yeni bir kayıt teknolojisi olarak tanımlanmaktadır.

Ticaret Bakanlığının “Kamu Politikası Tasarımında Davranışsal Yaklaşım” kitapçığında Ekonomi Bakanlığının çalışmaları, Türkiye’deki Davranışsal Kamu Politikaları, Uygulama Örnekleri, Dünya örnekleri ve konuya ilişkin Ekonomi Bakanlığı Aksiyon Planına geniş bir şekilde yer verildiği görülmektedir. Bu suretle Ticaret Bakanlığı’nın faaliyetlerine ilişkin müdahale alanları belirlenmiştir. Örneğin Türkiye’nin e-Ticaret ve e-İhracat Performansının Geliştirilmesine ilişkin olarak öncelikle müdahale alanı arka planı ve olası yapısal unsurlar tespit edilmektedir. Bu tespitler sonucu olası davranışsal içgörüler ve davranışsal müdahaleler belirlenmektedir. Bu çalışmada E-ihracata yönelik dört olası davranışsal içgörülere karşılık gelen dört davranışsal müdahale belirlenmiştir. Ayrıca davranışsal müdahalenin hedef kitlesi, veri ihtiyacı, paydaşlar ve riskler belirlenmektedir. Benzeri şekilde “İhracatta Ara Malı İthalat Bağımlılığının Azaltılması”, “Sürekli İhracatçı Sayısının Artırılması”, “İhracatta Sektör ve Pazar Çeşitliliğinin Artırılması” gibi faaliyet ve müdahale alanlarının belirlendiği görülmektedir. Geleneksel kamu politikalarında da benzeri uygulamalar yıllardır uygulanmakla birlikte bu yeni yaklaşım politikalarının temel farkı, bu politikaların muhataplarını oluşturan kişilerin bu politikalara olan sezgisel ve duyusal yaklaşımlarının belirlenerek belirsizlik ve risk kaygılarını giderecek müdahale/dürtme (nudge) oluşturmak amaçlanmaktadır. Dürtme genellikle politika süreci sonucunda elde edilen çıktı ile ilgilenmektedir. Davranışsal öngörüler ise politika sürecine girdi sağlamakta ve diğer geleneksel müdahale formlarını (örneğin; düzenleme, teşvik, bilgi sağlama) bilgilendirmektedir.

Ticaret Başkalığının ‘Davranışsal Kamu Politikaları” biriminin İhracat Genel Müdürlüğü bünyesinde Daire Başkanlığı olarak örgütlenmesi başlangıç açısından davranışsal kamu politikalarının ülke genelinde ileriye yönelik bir model oluşturacağı açıktır. Ancak, yakın geçmişe kadar faaliyette bulunan Devlet Planlama Teşkilatının çatı örgüt olarak tüm ekonomik politikaların planlanmasındaki rolü dikkate alındığında etki gücünün sınırlı olacağı açıktır.

OECD verilerine göre, davranışsal öngörülerin potansiyel kullanım alanlarının vergi, eğitim, sağlık, çevre, enerji, telekomünikasyon, tasarruf vb. konularda tüketiciye yönelik bilginin sağlanması ve tüketici tercihleri belirlenerek iyileştirme sağlanmasına yönelik politikalar belirlenmesi hedeflenmektedir. Bu politikalar geleneksel yapıda karar alıcılar tarafından belirlenirken davranışsal kamu politikalarında veri analizi yanında örneklem üzerinden test edilerek, test sonuçlarına dayalı müdahale alanlarının belirlenmiş olmasıdır.

Gümrük İşlemlerinde Davranışsal Kamu Politikası Oluşturulması Zorunluluğu

Uluslararası mal ticaretinde madde politikası araçlarını belirleme dışında uygulamaya yönelik tüm süreçlerinde gümrük idareleri ve bu idareler ile muhatap olan paydaşların sayısı ve ticaret hacmi ile milli gelirdeki payı oldukça büyüktür. İthalat, ihracat, deniz, hava, kara, demiryolu taşıma, boru hattı ile taşıma, elektrik nakil hatları kanalıyla taşıma, yolcu işlemleri, sınır ticareti, e-ticaret, yatırımcılar, antrepo işletmelerinin yatırım kararları veya gümrük işlemleri sürecindeki karalarını her zaman rasyonel olarak vermeleri pratikte mümkün değildir.

Dış ticaret ve gümrük mevzuatının kendine özgü teknik yapısı, sistematiği ve dinamik özellikleri dikkate alındığında, mevzuatı uygulayanlar ile gümrük işlemleri sürecinde yer alanlar açısından risk ve belirsizlik durumları kolaylıkla oluşabilmektedir. Kanun ve mevzuatta açık olmayan hükümlerinin çokluğu bu hükümlerin ihlaline yol açan beyanlara yol açabilmektedir. İdari yaptırımların ciddi boyutlarda ağır olması yatırımcı davranışlarını doğrudan etkileyebilmektedir. İdarelerin tahakkuk ve ceza zamanaşımı süresi boyunca aynı işlemleri onaylayıp ithalata veya ihracata izin verip, beyan sahiplerini hatalı beyanlarından dolayı hiç bilgilendirme ya da ufak bir dokunuşla davet edip bilgi ve belge talebinde bulunmadan beyanın bağlayıcılığı hükmünün arkasına sığınıp ciddi boyutlarda ek tahakkuk ve cezalar uygulaması dikkate alındığında Davranışsal Kamu Politikalarının Ticaret Bakanlığı bünyesinde öncelikle gümrük işlemleri süreci için belirlenmesi zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Bunun nedeni idarelerin kamu gücünü kullanarak yoruma dayalı hukuka aykırı uygulamaları yatırımcılar açısından bir risk ve belirsizlik oluşturmaktadır. Gümrük ve dış ticaret mevzuatına ilişkin yatay ve dikey mevzuatların ve teknik mevzuatın karmaşıklığı; uluslararası anlaşmaların gümrüğe ilişkin hükümlerin değişkenlik arz etmesi; uluslararası tedarik zinciri sürecindeki risk ve belirsizlikler yatırımcı davranışlarını etkilemektedir. Gümrük idarelerinin ülkenin egemenlik haklarını koruma rolüne yönelik geleneksel yaklaşımı ve refleksleri davranışsal kamu politikalarının neden gümrükleme süreçleri için önemli olduğuna klasik bir örnek teşkil etmektedir.

Sonuç
Uluslararası ticaretin günümüzdeki nitelik ve nicelik olarak ulaştığı boyutlar ve bu çerçevede uygulanmakta olan dış ticaret politikalarının tedarik zinciri sürecinde yer alan tüm kişilerin bu süreçteki davranışlarını ve karar süreçlerini etkilemektedir. Kişilerin karar süreçleri ve davranışlarını doğrudan etkileyen dış ticaret ve gümrük politikaları ve uygulamaları ilişkin faaliyet alanları ve müdahale alanlarının yeniden belirlenmesi önem arz etmektedir. Diğer yandan sağlık, eğitim, çevre başta olmak üzere bireylerin kamu karşısında anayasal özgürlüğünün bir teminatı olarak ayırımcı olmadan, fırsat eşitliği ilkesi çerçevesinde bireylerin kararlarını ve davranışlarını hem kamusal yarar ilkesi hem de kişilerin beklenti ve yararına yönelik davranışsal öngörü politikalarının oluşturulması rekabet çağının bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişilerin bu politikalara olan sezgisel ve duyusal yaklaşımları belirlenerek belirsizlik ve risk kaygılarını giderecek müdahale oluşturmak amaçlanmalıdır.

Atilla ŞAHİN
Gümrük Müşaviri


KAYNAKÇA

www.ticaret.gov.tr Senin Kararın mı? Kamu Politikası Tasarımında Davranışsal Yaklaşımı.
Kuşseven, Ayça. Devlette Davranışsal Kamu Politikalarının Ortaya Çıkışı ve Gelişim Süreci: Türkiye Örneği. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Bilim Dalı, Doktora Tezi.2022.
KOÇARSLAN, Gelengül. Risk Altında Karar Almada Neoklasik ve Alternatif Yaklaşımlar: Kayıplar Alanında Risk Tavırlarına İlişkin Davranışsal Bir Araştırma. T.C. İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İktisat Anabilim Dalı, Doktora Tezi, 2011.
ÖNEŞ, Umut. Risk Alma Davranışı: Davranışsal İktisat Açısından Bir Gözden Geçirme. Kriz Dergisi, 2014, 22.
TEKİN, Bilgehan. Beklenen Fayda ve Beklenti Teorileri Bağlamında Geleneksel Finans- Davranışsal Finans Ayrımı. Journal of Accounting, Finance and Auditing Studies, 2016.
Yorumlar
İlk Yorumu Siz Yapın
Yorumunuz
Diğer Köşe Yazıları